Hasan Hüseyin Gündüzalp ve Sanatçı Duruşu

Bugün günlerden 29 Haziran 2020. Şair Hasan Hüseyin Gündüzalp’in 57. yaş günü. Bizden erken ayrılan, ömrünü tamamlamadan giden güzel insanlarımızdan biri. Güzel insan diyorum, gerçekten güzel insan. Ben güzel bulduğum için güzel değil, güzel düşündüğü için, güzel yaşadığı için, güzel şiirler yazdığı için güzel. Şiirlerini okuduğunuzda, yaşam öyküsünü öğrendiğinizde bana hak verecek, abartmadığımı anlayacaksınız.

       Bir şiirini hemen şimdi okuyalım mı?

Onlar ki,

Buğday bilinciyle düşüp

Kara sabanlarla sürülmüş

Bu kızıl yayla topraklarına

Temmuz sarısında

Başak başak ekindiler

 Karanlığı döve döve

Yükseldiler beyaz göğe

 Yalım yalım

 Duman duman

Yanıyor Madımak

 Aydınlanır mısın Sivas

Otuz üç can daha yansak

Madımak katliamından bir süre sonra yazmıştı bu şiiri. Daha tam olgunlaşmamıştı bu şiir. Evde oturuyorduk. Metro tv’de Madımak katliamını anlatan bir program vardı, telefonla katıldı, bu şirin tamamını orada okudu.

       Ki belki şiiri ile devam edelim:

Ki belki

Her birimiz başka başka şeylerden oluşmuş

Bir başkadan başka bir şey değiliz

Ki belki

Aşklarımız, yalnızlıklarımız

Kederlerimiz, sevinçlerimiz

Doğumlarımız, ölümlerimiz

Bile başkalarının

Ve her birimiz

O başkalarının içindeyiz

Ki belki

Hiç birimiz yeni değiliz

Tanışmamışız o kadar.

       Tanıştık. Geçte olsa tanıştık. Tanışmakla kalmadık, her gün tanıştık. Şiirler okuyarak, sohbetler ederek, tartışarak, insancıl dergisi temsilciliğinde, Lül dergisinde, söyleşilerde, yürüyüşlerde, Kozan da, Karataş da, öğrenci gezmelerinde, balık tutarken, Seyhan’ın kıyısında şarap içerken…

      Tanıdıkça yakınlaştık, yakınlaştıkça tanıştık.

      Beni ona yakınlaştıran nedenlerden biri de (bu en önemli nedendir benim için) Hasan H. Gündüzalp’in şair olması değildi elbette, politik bir sanatçı olmasıydı. Bir sanatçıda aradığım en önemli şey budur. Eğer bir sanatçı politik değilse, duyarsızsa, toplumundan uzaksa, sadece kendi egosunu tatmin etmek için sanat yapıyorsa o kişi sanatçı değildir.

      Hasan H. Gündüzalp için köylü şairi dendi, kaba şair dendi, argo şairi dendi, o da şair mi diyen oldu, aldırmadı yürüyüşlerde, boykotlarda, protestolarda şiirlerini yazdı. Yazacak çok şiirleri vardı. Ama çok yazmıyordu. Bunu da tekrara düşmemek adına yapıyordu. Çünkü çok yazmak birazda ister istemez tekrara düşmekti. Bunu iyi biliyordu.

      Bir sanatçı politik olmalıydı ona göre. Ama politikliğiestetize etmeliydi bir sanatçı. Slogancı şair olmamaya özen gösteriyordu ve bunu gayet güzel başarıyordu.

      Şimdi tam da burada çok tartışılan, sanırım bundan sonrada tartışılmaya devam edilecek bu konuya bir soruyla girmek istiyorum.

      Bir sanatçı politik olmalı mı?

      Yoksa her sanatçı politikadan uzak mı durmalı?

      Benim çokça karşılaştığım şeylerden biri de bu. Bu konuda çok telkin, çok uyarı, çok nasihat aldım, inanın hâlâ alıyorum.

      Politik görüşlerini yazman mı gerekiyor? Düşüncelerini kendine sakla. Başın belaya girecek. Bak onca sanatçı, gazeteci, yazar hapiste sürüm sürüm sürünüyor. Sen de onlardan biri mi olmak istiyorsun. Makalelerinde, denemelerin de, romanların da hep siyaset var, siyasetsiz bir şey yazamaz mısın, diye soruluyor. Burada onlara hemen şu soru sorulmalı:

Bir sanatçı a-politik mi olmalı?

     Pablo Picasso’yu tanımayanımız yoktur. Birçoğumuz gerçek tablolarını görmemiş olsak da o tabloların fotoğrafını görmüşüzdür. Picasso eli fırça tutan, renklerden renkler türeten, ince ve estetik çizgileri olan, birçok ressam adayına örnek olan, yol gösteren bir ressam değildir, o aynı zaman da anti-faşisttir, politik duruşu olan insancıl bir kişiliktir.

       En politik ve savaş karşıtı resmi de 3.5 metre yüksekliğinde, 7.8 metre genişliğinde ki tuvale çizdiği, ‘Guernica’ adını verdiği tablosudur. Bu tablo başta Franco olmak üzere Mussolini ve Hitlerin tepkisini fena halde çekmiştir.

Guernica İspanya’da beş bin nufuslu bir kasabadır ve İspanya’da İç savaş yaşanmaktadır. Francisco Franco dönemin başbakanıdır ve Guernica kasabası F.Franco faşizmine karşıdır. Franco Hitlerden gelen talep üzerine faşist İtalya’nın ürettiği yeni savaş uçaklarınıGuernica üzerinde test etmesine izin verir, bombardıman başlar, kasaba yerle bir olur, yangın üç gün boyunca söndürülemez. Bu bombardıman esnasında 1654 insan katledilir, iki katı insan da yaralıdır. 26 Nisan 1937 de gerçekleştirilen bu katliamı Alman Hava Kuvvetleri üstlenir, İtalya’da yardım ettiğini kabul eder.

     Bu haber Paris’e ulaşınca (Picasso o dönem Paris’te yaşamaktadır) katliama duyarsız kalamaz Picasso. Böylesi insanlık dışı katliamı mutlaka resmetmeliydi. Rue de GrandsAugustins’de kiraladığı atölyede mayıs ayında, başyapıtları arasına girecek, Franco faşizmini dünyaya anlatacak en politik resmini çizer.

       Bir sanatçı a-politik mi olmalı sorusuna Picasso çok güzel yanıt oldu sanırım.

       Sanatçısı bol bir toplum olarak görünsek de aslında sanatçısı bol bir toplum değiliz, bunun altını çizmek gerek. Var olan ve kendine sanatçıyım diyenler, tv’lerde, internetlerde, panellerde boy gösteren her kişi gerçekten sanatçı mı? Bunun yanıtını bulmak gerek.

      Duygulu ve süslü kelimeleri yan yana getirip dize yapmak ve bu dizeleri alt alta koymak şiir midir? Ya da süslü, duygulu, acıklı tümcelerle öykü, roman yazmak o insanı sanatçı yapar mı? Bugün tv’ler de çok bol olmasa da mizah programları var. İnsanları da bir hayli eğlendiriyor ve güldürüyor. Bu yapılan mizahın insancıl değeri var mıdır? Hangi toplumsal yaraya dokunabiliyorlar? Sanki ülkemiz güllük gülistanlık, sanki insanlarımız mutlu, huzurlu, sanki hiçbir dertleri yok, herkes sanki bolluk içinde yaşıyor, sanki ülkemiz gayet iyi yönetiliyor, sanki işsizlik yok, şiddet yok, sanki özgürlükler alabildiğine yaşanıyormuş gibi sikeçler yapılıyor, filimler çekiliyor, resimler çiziliyor.

       Bakıyorsunbiri roman yazıyor,betseller oluyor. Satılıyor da, okuyucusu da var. Bakıyorsun Picaso kadar duyarlı değil. Çok güzel edebiyat yapıyor, duyguların bam teline iyi dokunuyor, ama o kadar. Görüneni yazmak, görüneni çizmek, görüneni filimleştirmek, görüneni tiyatrolaştırmak insanı sanatçı yapmıyor. Romancı yapabilir, sinemacı da olabilirsiniz, şair ve ressam da olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız. Sanatçı olmak için duyarlı olmak, insancıl olmak, politik olmak, materyalist olmak, diyalektik yazmak gerekir. Yaşanan zulmü görmezlikten gelemezsin, halkın mutsuzluğuna kayıtsız kalamazsın, yolsuzluğun, hırsızlığın üstünü örtemezsin, adalet ve demokrasi varmış gibi davranamazsın. Üç maymunu oynayan insan benim gözümde sanatçı değildir. Onlar sadece şiir yazan, roman yazan, film çeken, tiyatro yapan, resim çizen kişilerdir. Sanatçı olmak için sanatçı bilincini edinmek gerek. İşçi olup da proleter bilince sahip olmamak, gazeteci olup da gazeteci ahlakına, duyarlılığına, dürüstlüğüne sahip olmamak… Gazeteci dediğin dürüst olmalı, halka doğru haber taşımalı, ama bakıyorsun birçok ulusal ve yerel gazeteye halka yanlış haber sunuyorlar, yanlı haber yapıp halkı kandırıyorlar. Yaşanan şiddet ortamını gizliyorlar. Bunlara yandaş medya demek haksız sayılmaz. Bu medya içinde olan gazetecilere ahlaklı ve insancıl diyebilir miyiz?

      İnsancıl olmak için, sanatçı olmak için bunun sorumluluklarını yerine getirmek gerek, tıpkı Orhan Kemal gibi, tıpkı Nazım Hikmet gibi. Kendi ülkesine gösterdiği aynı duyarlılıkla İspanya iç savaşınada (Franko faşizmine) sessiz kalamaz, gözünü kapayamaz, makaleler yazar ve bir de şiir… “Karanlıkta kar yağıyor” adlı şiirini o günlerde yazar Nazım.

                                    (…)

Karanlıkta kar yağıyor

                                    Sen Madrid kapısındasın

                                     Karşında en güzel şeylerimizi

                                     Ümidi, hasreti, hürriyeti

                                     Ve çocukları öldüren bir ordu

                                     Kar yağıyor

                                     Ve belki bu akşam

                                     Islak ayakların üşüyordur

                                     Kar yağıyor

                                     Ve ben şimdi düşünürken seni

                                     Şurana bir kurşun saplanabilir

                                     Ve artık bir daha

                                     Ne kar, ne rüzgâr, ne gece

                                     (…)

Picaso’yuPicaso yapan çizdiği resimler değil, Pablo Neruda’yıNeruda yapan alt alta koyduğu dizeler değil, Yılmaz Güneyi Yılmaz Güney yapan aldığı roller değil, tıpkı Behçet Aysan gibi Hasan H. Gündüzalp’iGündüzalp yapan duygulu, süslü dizeleryazması değil, tamamen politik oluşlarıdır, a-politikliği insancıllıktan saymamalarıdır.

       Sivas’ta Madımak’ta devlet destekli faşistler tarafından yakılanların arasında olan Behçet Aysan’ın politik bir şiiriyle sanatçı nasıl oluruna cevap olalım.

İpince ipekten gece

Hışırdasa yırtılır gibi

Çalıyor sessizliğin kampanası

Dışarıda, afiş asıyor çocuklar

Uzaktan silah sesleri geliyor

Kal diyor bir kadın sesi-

Gitme kal

Ve patlamaya hazırlanıyor leylaklar

                                           Kalbim de

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir