GÜÇ SARHOŞLUĞUNUN ÇIBANLARI

Adem-i Merkeziyet sisteminde Siyasa iki şey üzerinden gider; Din ve Irk. 

Din ve ırk zihinsel gelişimi eksik insanlarda önemlidir. Çağın gerisinde kaldıkça kul’laşarak bu iki kıymete sarılırlar. İnsanlık tarihinin göstergesi budur. 

Medeniyet yolunda Demokratik, Laik, Sosyal Devlet algısı bize Atatürk’ün armağanıdır. Bu tip devletler dini – ırkı ile değil teknolojik yatırımları ile kendi ağırlıklarını oluşturur ve hükümetler öncül olarak bu değerleri korur. 

Bireysel ve toplumsal ortak düşlerin gerçekleşme altyapısı böyle devletlerdir. Ve böyle devletler için vatandaş kıymettir, oy verendir, seçecek olandır. 

1.Dünya Savaşı sonrasındaki paylaşım ve 2. Dünya Savaşı sonrasındaki yerleşim durumundan sonra ülke sınırları kalın çizgilerle belirlenmiştir. 

Biraz bize dönersek; 

Yeni Osmanlı’cılık, 2 yüz yıldır uykuda ve gaflette olan Hanedan’a karşı bir kıpırdanıştı. Hanedan’ın uyguladığı politikalar ve halkın gün geçtikçe yoksullaşması, cemaatlerin, kadıların bencillikleri ile yozlaşan yönetim algısı aydınlar tarafından yoğun eleştirilere maruz kalmış, bununla birlikte batının her konuda medenileşmesi Hanedan ile arasındaki zamanı bilimin her dalında açmıştı. 

Osmanlı Aydınlarının baskısı ile Hanedan Tanzimat Fermanı’nı ilan etmişti. Bu ferman Padişah’ın her şeyin sahibi olmadığının açık ilanı idi! 

Fermanın ana maddelerine bakarsak kulluktan vatandaşlığa ilk adımın izlerini görürüz.  

Tüm vatandaşların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanması, 

Yargılamada açıklık, hiç kimse yargılanmadan idam edilemeyecek (Hukuk devleti özelliğini yansıtır.), 

Vergide adalet, 

Erkeklere dört yıl mecburi askerlik, 

Rüşvetin ortadan kaldırılması, 

Herkesin mal ve mülküne sahip olması, bunu miras olarak bırakabilmesi (Özel mülkiyet güvence altına alındı; müsadere kaldırıldı.). 

Osmanlı’nın parçalanması ve Cumhuriyetin kurulması ve Halifeliğin kaldırılması ile Hanedan’ın yapamadığı Tekke ve Zaviyelerin kapanmasından sonra siyaset Laik bir çizgiye girdi. 

Su uyur düşman uyumaz misali din etkili siyasa varlığını 1950’lerden sonra güçlendirdi. 1980 darbesinden sonra ülkenin her yerinde tarikatlar, Mehdi’ler pıtır pıtırak çoğaldı. 

2002 sonrasında din – iman örgütlenmeleri holdingleşmeye başladı. Bir yandan din sömürüsü, öte yandan ballı börek devlet işleri ve hibeleri, bağışları tarikat ve cemaatleri Şeytan’ın yardımcısı konumuna getirdi. 

Yazıya açık not; Ezan susarsa bunlardan dolayı susar, Bayrak inerse bunlardan dolayı iner, millet bölünürse bunlardan dolayı bölünür. 

Yediği önünde yemediği ardında olan cemaat ve tariklerin başı ve yöneticileri insani zevk ve meşgalelere düşer ve hepsi bir gayya kuyusu olur. 

Açık örnek; Atatürk’e veledi zina diyen ve Mesih olduğunu iddia eden Deli Mezarcı, keşke yunan yenseydi diyen Fesli Deli, Ensar’ın tacizci hocaları, Uşşaki Mehdisi falan filan. 

Bizim bildiğimiz işi din – iman olanın dünya derdi ile işi – gücü olmaz. Kendini bütün kötülüklerden azade eder. Ama bir bakan ‘bir kere ile bir şey olmaz’ derse ne olur. Diyanetin dili boğazına akar da susarsa ne algılanır. İçişleri bakanı tecavüzcüye sahip çıkarsa ne denir! 

Derken, ilk olarak Diyanet’in başı Uşşaki Mehdisi Melaneti’nden sonra sözü serbest bıraktı; Çocuk istismarıyla, masum yavrularımıza uzanan şeref yoksunu, hain ve zalim ellerle mücadele etmek hepimizin vazgeçilmez görevidir. (Eksiği bu davanın müdahili olmasıdır.)  

Ve böyle davalarda Diyanet kendini doğal müdahil saymalıdır. 

Gelelim güç sarhoşluğunun çıbanlarına. Bana Oy Verecek diye bu oluşumlara denetimsiz destek olan hükümetin her yanını küçük büyük çıbanlar sarar. Açık Örnek; Fetö ve müadili tarikler, cemaatler, topluluk, Mesih ve Mehdi yal’cılarıdır.

Şunu da belirtmek gerek; kendi halinde, hayr hasenatında insanlar yazı dışıdır.

Sevgili Okur, Mesih – Mehdi inancı ortaya çıkacak olan ve dinimize göre delili olmayan Yahudilik kültürüne ait inançtır ve Hırıstiyanlar da bu inancı taşır. İslam da bunun yeri yoktur ve Kur’an Mesih – Mehdi geleneğinden bahsetmez ve bize göre tartışmalı bir konudur. Burada asıl olan gelecek olan kitabın hükmünü kaldırıp kendi hükümlerini koyacaktır. Yani Uşşaki gibi Melanet’ler kendi günahlarını hüküm dışına çıkaracaktır. Bunları güncel meşgale içinde unutmadan sandık zamanı doğru yere oy atmak vatandaşlık görevidir. Her yanı çıban olan hükümet Devlete ve Millete fayda verir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir