07- 13 Eylül Haftanın Falı

Oldukça renkli günler sizi bekliyor. Hayatınıza renk, yenilik katacak kişilerle tanışacaksınız. Her tanışma bir zenginliktir, çoğalmadır. Siz onlardan onlar da sizden çok şey öğrenecek. Bu size gayet iyi gelecek. 

     Arı kovanları görünüyor, sayısız, kapakları açılmış. Her tarafta arı uçuşuyor. Bir arı konuyor bir arı kalkıyor. Vızır vızır sesler. Korkuyorsunuz. Korkmamalısınız, kötü niyetli değil arılar, konup kalkmaları sizden güzellik almak için, o güzelliği başkasına taşımak için. Sizdeki güzelliklerden bal üretecekler. Ama siz korkuyorsunuz, sokacak, sağınız solunuz şişecek, hatta öyle ki size konunca sanki mikrop bulaştıracak sanıyorsunuz. Oysa arı her yere konmaz, boka hiç konmaz. 

      Arılara sava açıyorsunuz. Arı katliamı yaşanıyor. Öldürmek hoşunuza gidiyor, hoşunuza gittikçe daha çok arı katlediyorsunuz. 

     Bir eğlence yerindesiniz. Panayıra benziyor burası. Ne ararsanız var. Ortalık cıvıl cıvıl! Gülüyor insanlar. Yüzleri asık değil. Çocuklaşıyorsunuz. Bu hoşunuza gidiyor. Kimseyi takmadan daha bir çocuk oluyorsunuz. Bir eliniz de elma şekeri, bir elinizde pamuk şekeri, boynunuzda düdük asılı. Çocukluğun tadını çıkarıyorsunuz. Sonra birden utanıyorsunuz çocuk olmaktan, çocukça davranmaktan. Aniden büyüyorsunuz. Elma şekerini eziyor, pamuk şekerini yere atıyorsunuz. Çadır önündeki palyaçolara, ipteki cambazlara kuşkuyla bakıyorsunuz. Bir anda kendinizi panayır dışına atıyorsunuz. 

     Savaş alanında buluyorsunuz kendinizi. Her yer harabe ve yanık. Hayvan bedenleri çürümeye başlamış. Her yerde küme küme çöp. Siz bunları güzellikten sayıyorsunuz. Derin bir nefes alıp oh be hayat varmış diyorsunuz. 

     Bir hastane var, siz hastane içindesiniz. Hastane yıkık dökük, çatısı akıyor, depreme dayanaksız, yıkıldı yıkılacak. Siz bir sedyedesiniz. Ağzınız da burnunuz da hortum var. Kimsecikler yok. Titriyor, nefes alamıyorsunuz. Serum takılı ve solunum cihazlı bir doktor geliyor. Kurtarın beni der gibi bakıyorsunuz. Siz ölüsünüz, sizin için yapacak bir şey yok diyor. Sizi morga taşıyacak ne hemşire, ne hasta bakıcı var. Başlıyorsunuz ağlamaya. Panayır yerinden çıktığınızı hatırlıyorsunuz, niye oradan çıktım diyerek daha çok ağlıyorsunuz.  

     Gözyaşınız sel oluyor. Her tarafta sular altında. Siz kovayla suyu atıyorsunuz, siz attıkça su çoğalıyor. Suyun altında kalıyorsunuz. Yukarıda bir kişi var, tanıdık biri. Sizi kurtarmasını bekliyorsunuz, elini uzatmıyor, ona elinizi uzatmadığınız günü hatırlıyorsunuz, utanarak uyanıyorsunuz. 

Bu aralar sürekli rüyalar görüyorsunuz, ama çok azını anımsıyorsunuz. 

Para: 

Para para dediğiniz günlerdesiniz. Parasız günlerin kapısında duruyorsunuz. 

Sağlık: 

Yürürken dikkat edin, etrafınıza ve önünüze bakının. 

Aşk: 

Güvensiz günlere giriyorsunuz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir