Her yer çürüdü

Vaka sayıları yalan, işsizlik rakamları yalan, büyüyen ekonomi yalan… Kredi borcunu ödeyemeyen öğrencilere devlet eliyle icra gönderilirken, üniversite yönetimlerini bile aile şirketine döndürdüler. Ve salgın kasıp kavurmaya, her alanı vurmaya devam ederken, en ön safta mücadele eden sağlık emekçileri tükenmekte…

**

Gece nöbete giderken evde yalnız bırakmak zorunda kaldığı iki çocuğu yanarak ölen bir hemşire düşünün… Eğer sağlıkçıların 7/24 ücretsiz kreş taleplerine kulak verilseydi, o iki çocuk ölmeyecek, Fatma hemşire, ömrünün sonuna kadar yaşayacağı bir acıya mahkum olmayacaktı…

**

Alınmayan önlemlerin, keyfiyetin, işverenin kar hırsının ölümlere zirve yaptırdığı bir ülkeyiz. En insani talepler bile kapkara vicdanlardan geri çevriliyor. Katil patronlar ödül gibi cezalarla, yargı ve medya eliyle aklanıp paklanıyor.

**

Salgın emekçiyi, yoksulu, garibanı daha da perişan ederken, bir çıkış yolu hala bulunamadı, bulunamıyor, bulunmuyor. Hal böyle iken cihatçısı, selefisi, tarikatçısı, şeyhi devlet protokolüyle şereflendiriliyor.

**

Eğitimden, sağlığa, kültür ve sanattan, bilime, istihdam politikalarından iş güvenliğine, yargıdan tutun da tüm hak ve özgürlüklere kadar her alanda tarihin en büyük ihlalleri yaşanırken, iş cinayetlerinde dünya üçüncüsü, Avrupa liderliğini hala bırakmazken, örgütlü cehaleti, örgütlü kötülüğü her geçen gün biraz daha büyüttüler.

**

Biatçı, kindar, ahlaksız, sapkın güruhları yarattılar. Aladağ’da, cemaat yurdunda 11 çocuk 12 kişi yanarak öldü. Bir tane tutuklu sanık kalmadı. Konya’da 17 kişi ölmüştü yine cemaat yurdunda. Ensar pisliğinde tecavüze uğradı çocuklar… Son olarak da Uşşaki tarikatı şeyhinin 12 yaşındaki bir kız çocuğuna tacizi ortaya çıktı.

**

Biat, taciz, tecavüz, çocuk evliliği savunma, erkek, kadın, demeden hatta onların eşleriyle, nişanlılarıyla ilişkiye giren, yetmedi erkek müritlerini bademleyen sapıklar… Ve hiç utanmadan bunları savunan imam hatipliler… Cemaat ve tarikatlar da tuzun kokmasına bile rahmet okutacak bir çürüme yaşanıyor.

**

Bu ülke bu kadar rezilliği, ahlaksızlığı, yozlaşmayı yaşarken, sadece adil yargılanma istediği için bedenini ölüme yatıran Avukat Ebru Timtik’in ardından yazılıp çizilenler, bazı iğrenç paylaşımlara bakınca insanın içi acıyor. Kötüsünüz kötü! Hem de çok kötü!

Yalancısınız! Halka yalan söylemek suçtur! Suçlusunuz! Ahlaksızsınız, Allahsız, kitapsızsınız, rezilsiniz ve vicdansız olduğunuz için de vicdanlarda sabıkalısınız. Kim bilir kaç kişinin katilisiniz? Soma’da, Ermenek’te, Suruç’ta, Ankara’da, Gaziantep’te, Reyhanlı’da katledilenlerin kanı var hala elinizde. Boynunuzda büyük vebal…

**

Ne kadar çok kara delikler yarattınız. Köprüler, hastaneler, imara açılmış dere yatakları ve her afette oralarda can veren insanlar… HES’ler, zehir kusan tesisler, dini vakıf ve derneklere oluk oluk akıtılan paralar, yüksek asgari ücreti günah diye anlatıp, çay simit hesabıyla vatandaşa refah satanlar…

**

Her yeri çürüttünüz. Elinizin değdiği ne varsa çürüdü işte. Ahlaksızlık, sapkınlık, ölümler, düşmanlık, kindarlık zirve yaptı. Ama bu böyle gitmeyecek. Çünkü zulmün ve yalanın üzerine inşa edilen hiçbir şeyin ayakta kalma şansı yoktur. Ne yalanlar, ne cemaatler, ne tarikatlar, ne yandaş işbirlikçiler, ne havuz medyasının gücü yetmeyecek artık bazı şeylere… Yalanlarınız da kurtaramayacak sizi. Çünkü anladı insanlar bazı şeyleri. Tıpkı Nazım ustanın “beş satırla” şiirindeki dizeleri gibi:

Annelerin ninnilerinden

spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir