GÜÇ SARHOŞLUĞUNUN ÇIBANLARI – 2

Ademi Merkeziyet sisteminde Adalet iki şey üzerinden gider; Sahip Olmak ve Paylaşmak.

Ademoğlu zaman akarında eksiklerini gidermek için kendince arayışlara girip çözümler aramıştır. Kimi zihinsel gelişimini insana kul’luğa, kimi Allah’a kul’luğa, kimi de kendinin birey olduğunu fark etmiştir. Bir kısmı da kalabalıklar üzerinden geçinmeyi keşfetmiştir.

Dinsel medeniyet yolunda islamın önderi Hz. Muhammed’dir. Allah’a Kul’luğunu içselleştirdiği için her daim servetini İnfak etmiştir. Yani fakir – fukaraya dağıtmıştır. Öldüğünde çocuklarına miras olarak birkaç elbise, iki kilim, bir çarşaf, birkaç su kabı, tencere, tarak, makas ve misvak gibi kendine göre zaruri olan eşya ile bir de gümüş mührü kalmıştır. Bu mührün üzerinde “Muhammed Resûlullah” diye kazınmıştı. Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali halifelik dönemlerinde o mührü kullanmışlardır.

(Bir de filler için not düşeyim; Yirmi devesi, yüz koyunu ve yedi keçisinin sütünü, yününü, etini ailesi ile birlikte Ashab-ı Suffe’ye dağıtırdı. Öldükten sonra yine bu uygulama devam etti. Silahları ile beyaz katırı Hz. Ali’ye verildi. Gerisi sadaka ilan edildi.

Medine’ye ilk gidişinde Es’ad bin Zürare’nin hediye ettiği sedirin üzerinde oturur – yatardı. Vefatında onun üzerine konup cenaze namazı kılındı. Sonraki süreçte bir ölü olduğunda o sedirin üzerine konarak mezarlığa götürülürdü.)

İslamın Adaleti Peygamberin yaşamında Paylaşmak olarak kendini her yönü ile göstermiştir. Dünya malı dünyaya, paylaşmak Ahiret’edahildir.

Asr’ı Saadet’te herkes kendi işinden geçinirdi. 

İlk zamanlar Allah’a kulluk çevredeki yoksul insanlara sadaka ile kendini gösterdi. Allah’a ibadet ve çalışma ile geçim yapamayanlara sadaka vermek hayr işiydi.

Zamanın ve bilginin gelişimiyle Alimler çoğaldı. Sadakalar bir akar’a girdi.

Sonraki zamanlarda Sahip Olmak hastalığına yakalananlar Şeytan’dan durmadan süt emdiler. Servetlerini, zulümlerini çoğalttıkça çoğalttılar.

Şimdiki zamana gelince Bölen Olmak çok kolaylaştı. Geçim İktidar Yandaşı Olmak ve Cehalet olunca iftira da kolaylaştı, fetva vermekte. Faiz’in helal olduğunu da gördük, yılbaşı içki içip yılbaşından sonra namaz kılınacağını da elhamdulillah! Hatta tecavüz edilen çocuklara bir kereden bir şey olmayacağını da!

Geçen gün İsmailaga Cemaatinin ekran yüzü Cüppeli Hoca Ahmet Hakan’ın yönettiği ve Nedim Şener ve Hakan Bayrakçı’nın katıldığı programda sorguya çekildi, bizlerde sorguyu keyifle izledik. Cüppeli Hoca’nın ifadesine bakarsan kendi sütten çıkmış kaşık. Holding sahibi cemaatler masum, Selefi oluşumların hepsi silahlı devlet düşmanı. 

Birde ortalık Havas İlmine (büyü, sihir, muska, cinci, büyücü gibi şeylerin bütünü) dönmüş. Sanki kendi yanmaz kefen satmamış, organ büyüten dua satmamış gibi. Kargaları geçtim, akbabalar bile gülüyordur bu adama. 

Ana konuya döndükte; devletin dini Adalet’tir deriz. Yöneten ve Yönetenin bütün yardımcıları devleti adalet içinde yönetmelidir deriz.

Devleti şirket gibi yönetmeye gelenler her türlü beceriksizliklerinde sürekli muhalefeti ve dış güçleri suçladılar. Sanırım bu durum bir iktidar hastalığı. 

Katar Emirinin anası 44 dönüm tarla almış, şansına oradan imar geçmiş. Bir de turizm + ticaret türünden. Yani 1 liralık yer 1000 lira olmuş. Sanki Türkiye yağması! Tabi arada bir kısım parmak yalayıcıları da vardır.

Hükümet bir olalım iri olalım derken, yanındaki deynekler ayrı şeyler söylüyor. Anayasa’ya bir maddenin eklenmesi şart gibi oldu. 64 yaşını geçen siyasetçinin de tam teşekküllü devlet hastanesinden düzenli olarak Akıl Sağlığı belgesi getirmesi zorunlu olmalı.

Adam utanmadan çıkmış ‘TTB kapatılsın, yöneticiler yargılansın’ diyor. Sokakta ‘Bahçeli de kapatılsın’ esprileri gırla gidiyor.

Adam sanki özgür ülke olmadığımızı itiraf eder gibi Anayasa Mahkemesi Başkanı’na ‘işe bisikletle git gel bakalım’ diyerek örtülü – açık, önden – yandan tehdit ediyor. Sokakta ‘seni bisiklete bindiririm ha’ esprisi yayılıyor.

Adam ‘Baro bölünsün’ dedi. Alan amipleşmenin zor olduğunu ortaya kondu. Elbette bir kısım avukat gezmelerine devam ediyor.

Adam her gece aynı ses tonunda ekranlarda Pandemi Raporu açıklıyor, izleyen vatandaş inanmayan algılarda sözler ediyor. Elbette inananları da vardır.

Adam ‘yanı başımızdaki adaları maalesef zamanında vermişiz’ diyor. Abdulhamid’e mi söz söylüyor yoksa Kurucular’a mı belli değil. Söz ortada ceset gibi duruyor. Bilenler karşı geliyor, Yılmaz Özdil çocuğa anlatır gibi dışişleri dersi veriyor!

Gelelim güç sarhoşluğunun çıbanlarına. Ben seçildim diye her türlü yalanı kendi otokontrolunuzu unutarak denetimsiz söylemeye başladığınızda Güç Sarhoşluğu içinde yapılanları, edilenleri göremezsiniz ve her yanınızda çıbanlar çıkmaya başlar. Dünya Masası’nda ve ülke yönetiminde savrulup durursunuz.         

Sahi Oruç Reis gemimiz niçin geri dönmüştü? Arka planda bir hassas mektup olabilir mi?

Sevgili Okur, akara söz bulmak kolaylaştıkça yönetim bitiyor demektir. Gönlümüzdeki gerçek ise devleti yönetirken ya da güç elindeyken adil olabilmek, sevgiyle bakabilmek elbette peygamber sabrıdır ve böyle yönetebilmek Adem’i Merkeziyet Yönetimi’nin başatı olmalıdır. Daha iyi bir Türkiye ve Türkiye Yönetimi için Oy Zamanı bunları unutmamak elzemdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir