KANAL MI, TÜRKİYE Mİ?

Ataların güzel bir sözü vardır ‘El eli yur, elde döner yüzü yur’ diye. Söze küçük bir açılım; görüşerek, konuşarak, uzlaşarak ortaya güzel işler çıkar. ‘Yapacam da yapacam inadı’ oyunbozanlıktan öte gitmez. Bu şartlarda durumun olmazlığı ortaya çıkar!

Ak Parti genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Kanal İstanbul inadı, aklı başında her insanın uygun bulmadığı plan yerinde dururken, Saray Papağanları her durumda düşünmeden olur’luğunu dillendiriyor.

Öte yanda Meclis Başkanı Şentop ince’den bir mesaj veriyor; Montrö’yü de fesh edebilir. Anlayana söz açık!

Elbette kanal yapımı bilim adamları ve mühendislerin işi, olur olmaz onlar bilir. Benim bilgim oralara yetmez. Ancak ortadaki velveleye bakarak, im’leri birbirine bağlayarak fikir yürütebilirim.

İstanbul Boğazı’na alternatif suyolu projesinin tarihi Roma’ya kadar uzanır.  Karadeniz ve Marmara’yı yapay bir boğazla birbirine bağlama fikri 16. yüzyıldan bu yana 6 kez gündeme gelmiştir. 1500’lerde Osmanlı’nın hayata geçirmeyi planladığı 3 büyük projeden biri Sakarya Nehri ve Sapanca Gölü’nü Karadeniz ve Marmara’ya bağlamaktı. 1550 yılında Kanuni  döneminde gündeme geldi. Dönemin iki büyük mimarı hazırlıklara başlamasına rağmen savaşlardan dolayı bu projenin hayata geçirilmesi iptal edildi. 

İstanbul’un batısında bir kanal projesi ilk kez TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinde Ağustos 1990 tarihinde yayınlanan bir makalede önerilmiştir. Dönemin Enerji Bakanlığı Müşaviri Yüksel Önem’in kaleme aldığı makalenin başlığı “İstanbul Kanalı’nı Düşünüyorum” idi. Büyükçekmece Gölü’nden  başlayıp Terkos Gölü’nün batısından geçecek İstanbul Kanalı, uzunluğu 47 km, su yüzeyindeki genişliği 100 m, derinliği 25 m olarak tasarlanmıştır. 1994 yılında Bülent Ecevit İstanbul’un Avrupa yakasında Karadeniz’le Marmara arasında bir kanal açılmasını önermişti. Ve proje “Boğaz ve DSP’nin Kanal Projesi” ismiyle DSP’nin seçim broşürlerinde yer almıştı.

Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan ‘en büyük hayalim Kanal İstanbul’ dedi, projeyi ortaya koydu!

Kanal Hattında iki buçuk kent kurulacak. Kanalın uzunluğu 40–45 km, genişliği yüzeyde 145–150 m, tabanda ise yaklaşık 125 m, derinliği 25 m olacak. 

453 milyon metrekareye kurulması planlanan ‘Yeni Şehir’in 30 milyon metrekaresini Kanal İstanbul oluşturmaktadır. Diğer alanlar; 78 milyon metrekare ile havaalanı, 33 milyon metrekare ile Ispartakule ve Bahçeşehir, 108 milyon metrekare ile yollar, 167 milyon metrekare ile imar parselleri ve 37 milyon metrekaresi ise ortak yeşil alanlara ayrılmıştır. 

Ki sağ siyasanın yeşil talancılığı sağır sultana malumdur.

3996 sayılı kanunda “Kanal İstanbul ve benzeri suyolu projeleri, sınır kapıları ve gümrük tesisleri, milli park hizmetlerin yaptırılması, işletilmesi ve devredilmesi konularında, yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketlerinin veya yabancı şirketlerin görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasları kapsar” denilerek bir değişiklik yapılmıştı. 

Bu madde ile projenin yapım ve işletmesi Yap-İşlet-Devret yöntemi ile yapılacak. AYM’nin, CHP’nin itirazını reddetmesi de bu yolun açıldığı anlamına geliyor.

Projenin maliyeti net olarak belli değil, tahmini 128 milyar civarında deniyor. (Merkez bankasının kayıp parasına denk düştü yahu.)

Proje yatırım bedelinin geri dönüşü (amortisman) belirsiz. Hükümetin dediğine bakarsan 5 – 10 yıl. İmar yoğunluğuna bakarsan TOKİ Çatısı üzerinden gerçekleşecek gibi. Gelen sermaye kaç yıl ister belli değil! Yol ve köprüler gibi vatandaşın üstüne kalabilir!

İşin içinde bir de Montrö sözleşmesi var. Kapalı denizden Açık denizlere giden yol. Yani boğazlar!

Burada sözü biraz açımlamak ve eskitmek gerekiyor.

l.  Dünya Savaşı’nda Osmanlı herkesin düşmanı ve avı olmuştu. Kurucular, Lozan Anlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’ni 1936 yılında Möntro Anlaşması ile yenileyerek Uluslar arası Boğazlar Komisyonu’nun görevine son vermiş ve Boğazlar’ın Egemenliğini kazanmıştı. 

II. Dünya Savaşı’na gelirken İngiltere ve Fransa çekildikleri sömürge alanlarını aralarındaki anlaşmalardan dolayı ABD’ye bıraktılar. Bir taraftan da İslami Devletler’in ayrışmalarından dolayı Rusya Ortadoğu’ya yerleşti.  

Savaşan Devletler Türkiye’yi savaşa sokmak için çok uğraştılar. İnönü’nün kıvrak zekası ve politikaları ile savaşa bulaşmadan zamanı geçirdi. Her daim Batı’nın yanında yer aldı. II. Dünya Savaşı sonrasında NATO’ya dahil oldu.

Möntro Anlaşması kapalı deniz olan Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin hem güvenliği, hem de açık denizlere açılma yoludur. 

Kıyıdaş Devletlerin ticari gemileri ya da mal götürüp getiren gemiler geçiş harç ve vergisini verdikten sonra Boğazlardan geçer. Verilen cüzi bir miktardır.

Kıyıdaş Devletlerin Savaş Gemileri Türkiye’den izin alarak ve geçiş harç ve vergisini vererek geçer. Kıyıdaş olmayan Savaş Gemileri Savaş ve Barış durumları ayrı olmak üzere Türkiye’nin Möntro Anlaşmasının kurallarına bağlıdır.  

Möntro Anlaşması’nın özü kapalı denizdeki kıyıdaş devletlerin güvenliği ve açık denizlere gidip gelme anlaşması olduğu için, Kanal İstanbul yapıldığı zaman bir ucu kapalı deniz diğer ucu açık denizler olduğu için kıyıdaş devletler tarafından Möntro Anlaşmasına tabi görülecektir. Ya da Kanal İstanbul içinde Möntro’nun aynısı bir anlaşma yapılacaktır.

Möntro yalnızca sahiplik ilkesinden dolayı kıyıdaş devletlerin güvenliği göz önünde tutularak ve Türkiye’nin ekonomik çıkarı, cüzzi gelir ticari gelire dönüşerek düzenlenebilir. Bu konuda Türkiye her durumda haklı konumda olur. Dünyadaki diğer boğazlara bakarak fiyat güncellemesi olabilir. Buradaki tek sorun ucuza alışmış devletlerdir. Elbette onlar da güvenlikleri doğrultusundaki güvenceden sonra razı edilir.

Ulusların kendi aralarında yaptıkları anlaşmalar ve birbirlerine bakışları çıkarları doğrultusunda olur. İki kutuplu dünya da zaman içindeki hamleler kutuplara göre olur. Zamansız hamle yapana zarardır. Sıcak örnek sırtımıza yüklenen milyonlarca Suriyeli Göçmenin ağırlığıdır.

Reisimiz, Efendimiz ‘inadına yapacağım’ diyor. Dün ‘rahibi bırak’ diyen makam yarın ‘boğazları boşalt, uçak gemilerim dostumuz Ukrayna’ya yardıma gidecek’ derse ne yapacağız? Vallahi soru ağır oldu.

Biraz hafifleteyim soruyu. Reisimiz, Efendimiz ‘inadına yapacağım’ derken, Putin’e ‘bana ekonomik destek ol, yatırımcı mı getir’ demek istiyor, bilemiyoruz. Nedense sözlerin her yanı kapalı!

Sevgili Okur, sanırım durumu İmamoğlu görmüş ‘Kanal saçmalık’ diyor.

Konuyu Muhalefet ve ilgili kurumlar ile derinlemesine görüşmeden ve anlaşmadan böyle bir projeyi sessizce götürmek ve uygulamak Emir Katarı’nın anası gibileri ilgilendirir ancak. Bence de saçmalık!

Kanal’ın arkası bir sürü sorun! 

Oy Zamanı böyle şeyleri de unutmaman dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir