Kan sızıyor bir halkın dinmeyen uğultusundan

“Bütün haklı kavgalarında bu dünyanın/ dövüştüm diyebildiğim zaman./ Okudum bütün kitapları, bütün şiirleri yazdım./ Ve topladım bütün dillerin en güzel sözlerini,/ sıraladım tek bir sözlükte./ Bütün mayınları, bütün dikenli telleri/ ayıkladım sınırlardan./ Ve bir tek zorba çıkamadı önüme./ Bu dünyada acı çeken tek bir insan yoktur,/ diyebildiğim zaman./ İşte o zaman ölebilirim./ Toprağımda bir çığlık olur da büyür/ yaşama sevincim.” – Ahmet ERHAN

İçinizde iğne ucu kadar insan sevgisi yok. Gençleri sevmiyorsunuz. Onlar da sırf bunun için bu ülkeden gitmek istiyor. Cebinde bir lirası olmayan gençlerden geçilmiyor caddeler sokaklar. Sizin çocuklarınız saraylarda oturuyor. Sizin çocuklarınızın gemileri var, şirketleri var, her şeyleri var. Bu ülkenin öz evlatlarının ise çalışacakları bir işleri bile yok.

Hiç unutmuyorum, 2002 yılında Metro TV’de Cüneyt Canver bir konuşma yapmıştı:

“Şimdi bizim neye ihtiyacımız var, biliyor musunuz, arkadaşlar? Biz eskiden bu vatanı çok severdik. Biz eskiden bu ülke için canımızı verirdik. Şimdi şu sınır kapılarını aç, AB desin ki ‘Gel buraya’, ABD desin ki ‘Gel buraya’… Türkiye’nin yarısı boşalacak. Bize bu vatanı tekrar sevdirecek, bize tekrar bu vatan uğruna ölümü göze almamızı sağlayacak siyasetçiye ihtiyaç var. Bizim… İktidar olduğunda kocasının, oğlunun şaklabanlıklarını izleyeceğimiz… Onu oradan nasıl götürürüm, bunu buradan nasıl götürürüm diye düşünecek… Yalılardı, tesislerdi, zenginliklerdi, suiistimallerdi… Bunları tekrar yaşamaya ne ihtiyacımız, ne halimiz, ne moralimiz var. Bu ülkeyi tekrar bize sevdirin…”

Biz o zaman Cüneyt Abi abartıyor diye düşünmüştük. Acaba bugünleri görse ne derdi, kim bilir? Çünkü onun sözünü ettiği yalılara, tesislere, suiistimallere rahmet okuttular. Saraylar, AVM’ler, milletin geçmediği yollar, köprüler, yüzlerce işçiye mezar olan havaalanları… Yatış garantili hastanelere, uçuş garantili havayollarına, geçiş garantili köprü ve otoyollara gömülen milyonlar…

Adı uyuşturucu kaçakçılığına bulaşan siyasetçi çocukları, yüz karası dinci, gerici vakıflara, rüşvetçi yanaşmalara ve onların paçavralarına ödenen milyonlar…

Çöpten ekmek toplayanları gören yok, duyan yok, bilen yok.

Millet açlıktan intihar ediyor. Toplu intiharlar yaşandı, insanlar meclis kapısında, devletin valiliği önünde kendini yaktı. Çocuğuna pantolon alamayan bir baba intihar etti. Bir eline aş, ötekine iş yazıp kendini astı bu ülkenin öz evlatları.

Elazığ’da, İzmir’de depremler oldu, insanlar öldü. Sizin ihmaliniz, vurdumduymazlığınız yüzünden. Peki, ne oldu?

Suçu kimsede bulmadınız. Kimseye hesap sorulmadı. Dediniz ki: “Allah böyle istedi. Bu bir imtihan!”

Oysa biliyoruz adımız gibi, bu koskoca bir yalan!

Ve bunca kirlenmişliğin, rezilliğin, bitmez tükenmez yalanların, vicdansızlığın, allahsızlığın orta yerinde altı yaşındaki çocukla evlilik yetmedi, Diyanet’in resmi sayfasında öz kızına şehvet duyulabileceği gibi iğrenç fetvalar verenleri baş tacı yaptınız.

Madenleri mezarlığa çevirdiniz, fakir fukaranın eğitim masraflarını karşılayamadığı çocuklarının gerici yurtlarında ırzına geçilirken, tecavüzden kurtulan çocuklar yine o rezil yurtların birinde birbirine sarılmış halde yanarak ölürken, adalet arayanların ise yüreğini sızlattınız.

“Bir kereden bir şey olmaz” diyen bakan hakkındaki gensoru reddedildi diye koca koca imam hatip mezunu adamlar o bakanı tebrik kuyruğuna girdiler meclisin çatısı altında.

Çukur bir sözde gazeteci, “Pedofili hep vardı” diye yazdı. “Hatta peygamber ocağında bile vardı” diye yazdı.

Kaz dağlarından Salda’ya, Validebağ’dan İkizdere’ye kadar doğayı, çevreyi katlettiniz. Denizlerimiz bile ölüyor artık. Irmakları kuruttunuz, kıyıları, ormanları yağmaladınız. Ülkenin en köklü kurumlarını şirkete dönüştürdünüz.

Provokasyonlara zemin hazırlayıp ölümlere neden oldunuz. Cinsiyetçi dilden, nefret söyleminden bir an bile geri durmadınız. Hoşgörünün, sevginin, erdemin, tevazuun yanından bile geçmediniz.

Ve ülkenin kaynaklarının nasıl peşkeş çekildiğini organize suç örgütü liderinin ağzından bir film izler gibi izliyoruz şimdi. Gözümüzün içine baka baka yarınlarımızı çaldınız.

İşte bunun için yatacak yeriniz yok!

Ve Turgut Uyar’ın dediği gibi: “Kan sızıyor bir halkın dinmeyen uğultusundan/ bizi kirlettiler, yazıklar oldu bize!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir