VARLIĞI HİÇLİĞE ADANANLAR

 “Gel gör halimiz yaman!/ Haramiler, bezirgânlar elinden/ Aman, el aman!/ Kesilmiş mümkünüm, çarem/ Vay ne hal olmuş vatan!” – Enver Gökçe

Tarihi bir yıkım mı yaşıyoruz ya da değerlerimizi mi yitiriyoruz? Gittikçe daha da katılaşıyor, yetmiyor, insanlıktan mı çıkıyoruz? Yolumuzu şaşırmadık ama her defasında gidip bir duvara çarpıyoruz sanki. Bütün aykırılar hain, bütün muhalifler vatan düşmanı, bütün farklı düşünen kim varsa hepsi ya dış güçlerin adamı ya da terör işbirlikçisi!

Öğrenciye burs ver, onu da okul bitince icraya ver. Aldığı bursla yetinemeyene “Elinize dizinine dursun”, işsizlikten yakınına “Devlet herkese iş vermek zorunda değil” demek, kendi ülkesinin öz evlatlarına öfke kusmak… Bu ülkenin gençleri, yarınları okumak için gittiği şehirlerde barınamıyorsa acaba buna ne demeli?

 “Geçinemiyorum, ekmek bulamıyorum” diyenleri abartmakla suçlamak, sosyal medyada ve havuzcu yandaş medya üzerinden linç kampanyaları yaptırmak, tarihi değerlerin yok edilmesinden, doğa katliamından, nükleer, HES derken zehir kusan ne kadar tesis varsa savunuculuğuna soyunmak, kirli kalemlere pedofiliyi normalmiş gibi yazdırtmak…

Birileri çocuk tacizini, tecavüzünü savunuyorsa, kadın bedeni üzerinde karar almaya kalkıyorsa o ülkenin kadınlarına, çocuklarına kim, nasıl sahip çıkacak? İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olanların altı yaşında çocukla evliliği caiz kılması, bunu ısrarla savunması, “Dinimiz böyle emrediyor” diye kıyameti koparması bile nasıl bir utancın ülkesinde yaşadığımızı açık seçik ortaya koymaktadır.

Vicdan diye bir şey vardı eskiden. Başkalarının acılarına oh çekilmezdi. Başkalarının tabutları katar katar sıralanırken bayram edilmezdi. Şimdi bunlara neredeyse rahmet okutuyorlar. Ölü bir çocuğun acısı hiç dinmeyen anasının meydanlarda yuhalatıldığı bir ülke düşünün… Bir de bunları ısrarla savunanları… İşte, onlardır varlığı hiçliğe adananlar.

İnsan ne ister ağaçtan, denizden, ormandan? Ne zararı var bunun insana? Bir sabah uyanıyorsun ve gözünü açtığınızda cennet gibi bir koruluğa belediye moloz döküyor. Allah aşkına, bu nasıl bir rezilliktir? Göller kuruyor, denizler kirleniyor, bütün akarsuların üzerine HES’ler kuruluyor. İnsan bir günde bir köye girip altı bin tane zeytin ağacını keser mi? Bu ülkede keserler. Yetmez, ülkenin neredeyse bütün ormanları yanar, yangın söndürmeyi de beceremezler.

İşsizlik almış başını gidiyor, artık gençler de bu ülkede yaşamak istemiyor. Yoksulluk büyüyor, soframızdaki ekmek küçülüyor, artık tencerelerde aş yerine dert kaynıyor. Hal böyle iken yönetenler hiçbir sorumluluğu kabul etmiyor. Sorumlu kim? Dış güçler, terör işbirlikçileri, esnaf, halci, market, fırsatçı… Çok ilginç, değil mi? Ve başından beri yönetilemeyen bir salgın.

150 binin üzerinde KHK’lı, milyonlarca EYT’li, onları katlayan işsiz sayısı, zamlar, intiharlar, umutsuzluk, açlık, sefalet… Kadına düşman, çocuğa düşman, gençlere düşman, öğrenciye düşman, barolara, tabip odalarına, sağlık emekçilerine, ağzını açan kim varsa herkese düşman. Onlar seni yurttaş olarak görmüyor, artık anla. Onlar seni kul görüyor, tebaası olarak görüyor, uyan artık.

O karalı eller parmaklarını bu ülkenin erdemlilerinin alnına uzatamayacak. Nefreti ne kadar körüklerseniz körükleyin, başaramayacaklar. Artık, o hiçliğin içinde bomboş yaşayan örgütlü cehaletlerinden beslendiğiniz güruh dışında kimseniz kalmadı. Nasılsa gidiyorlar diye de kimse rahat olmasın. Uyanın artık, bir silkinin, ayağa kalkın!

Siz ayağa kalkmazsanız bu devran dönmeye devam eder. Bu ülke bir kadın ve çocuk mezarlığına dönmesin, artık yoksul köylere, gecekondu mahallelerindeki sıvasız evlere bayrak bayrak tabutlar gelmesin, Ensar pisliği gibi yerlerde çocuklara tecavüz edilmesin, yurt yangınlarında çocuklarımız küle dönmesin, bu ateş seni de yakmasın diye ayağa kalkmak zorundasın.

Nihat Behram’ın dediği gibi, “yok edilmiş bir halk cevheridir” Enver Gökçe. Sen ayağa kalkmazsan yaşarken öleceksin belki de. Ayağa kalk ki varlığın hiçliğe adanmasın. Bakın, ne güzel söylemiş Enver Gökçe: “Açar mı bugün dört bahardır kanayan çiçek?/ Demek/ Daha bizim yaşımızda/ İnsanlar ölecek.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir