‘PABUÇ EKONOMİSİ!’

‘ Hükümdar ( Kral, Sultan, Başkan, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan) halkın vekilidir. Eğer bir Hükümdar (yönetme yetkisi tek elinde olan) halkın iyiliği ve iradesine ters düşecek bir şey yaparsa halk onu bir musibet olarak görür ve Yönetme Yetkisi onda olsa bile (seçimlerde değiştirerek) kovalanıp, gönderilir,’ der, Eugene Simon; Çin Uygarlığı kitabında. Parantez içlerini belirteç olarak ben ekledim. 

Adam çıktı ‘ben ekonomistim, siz ne anlarsınız bu işlerden’ dedi. Elbette biz her konuda olduğu gibi bu konuda da söylediği sözü Millet olarak anlamsız bulduk. 

Öncelikle şunu belirtmem gerek, ben ne Ekonomistim ne de İktisatçı! Medeniyet Tarihinden ve yaşadıklarımdan oluşturduğum bilincin vatandaşıyım. 

Uygarlığın getirisi üç ana ekonomi modeli vardır. ‘Ben Ekonomistim’, diyenin bu modelleri anladığını ve bir sohbette de bunları toparlayıp anlatabileceğini sanmıyorum. Bilse idi, ülke hazinesi ve durumu bu hallere gelmez idi! 

Kapitalist Ekonomi; Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kar amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik modeldir.  Serbest piyasa ekonomisi olarak 16. yüzyılda çıkmıştır. Kapitalizmin merkezindeki özellikler özel mülkiyet, sermaye birikimi, ücretli emek, gönüllü takas, bir fiyat sistemi ve rekabetçi pazarları içerir.  Kapitalist piyasa ekonomisinde, karar verme ve yatırım finansal ve sermaye piyasalarındaki üretim faktörleri sahipleri tarafından belirlenir. Malların fiyatları ve dağıtımı ağırlıklı olarak piyasadaki rekabet tarafından belirlenir. (Vikipedi, Özgür Ansiklopedi.) 

Sosyalist Ekonomi; Sosyal ve ekonomik alanda toplumsal refahı katılımcı bir demokrasiyle getireceğini ve üretim araçlarının hakimiyetinin toplumlara ait olduğunu savunan, işçilerin yönetime katılmalarına ağırlık veren, özel üretim yerine kamu bazlı üretimi destekleyen, telkin ve propagandalarını eğitim, tarım ve vergi reformları üzerinde yoğunlaştıran ekonomik ve siyasi bir teoridir.  Sosyal mülkiyet; kooperatif   işletmeler, ortak mülkiyet, devlet mülkiyeti, özkaynakların yurttaşlık mülkiyeti veya bunların bir karışımıdır.  

Sosyalizmin pek çok çeşidi vardır ve bunların tek bir tanımı yoktur. İdeolojiyi savunanların toplumsal mülkiyet türleri, yönetimi üretken kurumlarla birlikte nasıl şekillendirecekleri ve sosyalizmi oluşturma konusunda devletin rolünün ne olacağı gibi konularda farklı düşünceleri mevcuttur. (Vikipedi, Özgür Ansiklopedi.) 

İslami Ekonomi; Müslüman bilim insanları tarafından -İslam din ve gelenekleri ile uyumlu bir ekonomik düzeni teşvik olarak-  tanımlanır.  

İslam da insan mutlak anlamda özgür değildir. Dolayısıyla insan, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomiyle ilgili faaliyetlerinde de Allah’ın koyduğu sınırlara uymak zorundadır. 

İslam Riba’yı (Faiz, paradan para kazanma) ve Garar’ı (risk almadan para kazanmayı), kumarı ve ticarette aldatmayı yasaklar. Belli miktarda Nisap’ı (Zekat, ihtiyaç fazlası mal ve paranın 40’ta 1’i.) zenginin fakire vermesini zorunlu kılar.  

Faiz ve Garar’ın yasaklanması ile parası olanın çalışmadan para kazanması engellenmiş ve kazanç emeğe dayalı hale getirilmiştir. Duran paradan Zekat alınması ile de paranın durağan durması engellenerek yatırım teşvik edilmiştir.  

Ekonomik dünyada ise İslam ekonomisi kavramı ile daha çok İslam Şeriatının faizi (Riba) kınamasından dolayı oluşan –faizsiz (İslami) bankacılık sistemi- kastedilir. 

Müslüman bilim insanları, İslam ekonomisini ne kapitalist ne de sosyalist olarak tanımlar. İslam ekonomisini her iki sisteminde negatif özelliklerine sahip olmayan bir üçüncü yol olduğunu iddia ederler.  

İslami ekonomide üretim ve tüketim araçlarında özel mülkiyet hakkı vardır. Kişisel kazanç ve girişim özgürlüğünün teşvik edildiği serbest bir piyasa ekonomisi vardır. Ticaret belli sınırlar içerisinde serbesttir.  

Ücret, işe ya da beceriye göre serbest piyasa şartlarında karşılıklı rızayla oluşur. Rekabet -mümin mümin’in kardeşidir ilkesinin sonucu olarak- sınırlandırılmıştır. Bunun için Ahilik gibi esnaf örgütleri kurulmuştur. . (Vikipedi, Özgür Ansiklopedi.)  

İnsanlığın birikmiş ortak değerlerine eklemlenen demokrasi dışı ekonomik sistemlerde vardır elbette. Örneğin Kara Delik Ekonomisi ve Allah Bizi Affetsin Ekonomisi’ni örnek gösterebiliriz. 

Kara Delik Ekonomisi; Çocukken bizden küçük olan kardeşlerimizi bulutlu gecelerde Ay çukura düşmüş, der kandırırdık. Çukura düşmek, çıkmak anlamını da içinde taşır.  

Evrene dair bir kavram olan Kara Delik ise yok olmayı belirtir. Kendine yaklaşan her şeyi içine çekip yutan, geri vermeyen, tüketen anlamındaki bu kavram Özal’dan beri hırsız – haramilerin acı ve talan reçeteleri ile gerçekten örtüşür. Öncesinde Erdoğan Hükümeti, sonrasında Ucube Tek Adam Sisteminin bileşeni olan Cumhur İttifakının yürüttüğü makro ekonomik politikaların yarattığı riskler geri dönüşsüz olduğu için Vatan Millet için açılmış birer kara deliktir. 

Birkaç önerme de bulunursak. 

– A günündeki 128 milyar dolar B gününe gelene hangi kara delikler eliyle yok edilir! 

– Dolar / euro üzerinden ve İngiliz mahkemeleri teslimiyetinde yapılan yollar, köprüler, hastaneler bir avuç rantiyeyi devasa büyütürken reel üretim sektörünü göz ardı ederek sıfır riskle kazandırılan servetler Vatanın ve Milletin gelecek kuşaklarını iç – dış borç altına sokar. 

– Her geçen gün artan ve kara parayı da içinde barındıran kayıtdışı ekonomi,  dolaylı ve dolaysız sürekli artan vergiler, bütçedeki pay artışına rağmen SGK’na yapılan mali transferler, petrol ve doğalgaz fiyat oynaklığını tahmin edememenin getirdiği yüksek enerji zamları, hammadde ve teknoloji de dışa bağımlılık, saçma sapan politikalar sonucu oluşan sonucun getirisi yüksel reel (gerçek) faizin teşvik ettiği sıcak para girişinin doğurduğu kırılganlıklar, dış politikalara teslimiyetle tarımı bitme noktasına getiren uygulamalar, büyüyen ekonomiye ve artan milli gelire rağmen yükselerek artan yoksulluk ve yaygın işsizlik toplumsal pek çok musibetin kaynağı olurken Vatan ve Millet kötü değerlere sahip Enflasyon, Kur, Altın, faiz, icra gibi şeylerin altında ezilir gider!  

Allah Bizi Affetsin Ekonomisi; Demokratik algısı bozulan devletlerin baş belası ‘ben bilirim, ben yaptım’ diyen Siyaset Kurumu’dur. Bağımlı ve bağıtlıdır. Yandaştır! Genelde Ucube Tek Adam Sistemi ile örtüşür. Yönetici Devleti malı Milleti tebası gibi görür. İletişim alanlarının hepsinde sözel ve görsel olarak her şey sahte bir cennetle yansıtılır. Yaşamın geniş ve kötü alanı kendinden bile saklanır. Sözünü şimdi’ye vaadini geleceğe bağlar! Göz boyamak, yalan söylemek, korku vermek, suçlarını saklamak ustalıklı işidir! 

Verilen dev ihalelerin anlaşmaları ve düzeltmeleri Kabine’den, Meclis’ten, Muhalefet’ten ve Kamuoyu’ndan saklanır. İngiliz Mahkemeleri muhatap alınır. Muhalefet belge buldukça açıklar ve durum öğrenilir. Az gelir, Vergi Cenneti olan ada devletlerinde hesaplar açılır. Aklamak için satışlar gösterilir. Fetö, Tügva, dini cemaatler üzerinden kadrolaşmalar yapılır. Onlara verilen ayni ve nakdi yardımlar da saklanır. ‘Allah bizi bağışlasın’ gibi sözlerle her türlü yargılanmadan kendilerini muaf tutarlar ya da öyle isterler, arzularlar. Durumu haklı görecek Diyanette ve dini cemaatlerde bir sürü vicdanını satmış insan bulunur. 

Vesselam Güzel Okur; derin bir analiz olarak Vatanın ve Milletin Kara Deliği Siyaset Kurumu’dur diyebiliriz. Burada iki satır şiir anlamlı olur diye düşünüyorum. 

Her şey her şeye değerken bir şey yangını nedendir. 

Ah! su ver bana yüreğim, yıkandığım ırmaktan. 

Sonuç olarak; Demokrasi ya da Demokrasi Dışı akarda Siyaset Kurumu yalnız değildir. Siyaset kurumu dışında kalan ve toplumsal yönetimde yetki kullanan her türlü meslek ve sivil toplum örgütlerinin de büyük sorumlulukları vardır. Hükümet yanında olan örgütlenmeler suça ortak, karşı olanlarsa sorumluluk sahibidir.  

Vatandaş için ilk sorumluluk sandığa giderken akılın başta olmasındadır. Unutma! 

Sevgili Okur; bu olumsuzlukları 80 Darbesi sonrası yaşamıştık. Özal’lı yıllarda her gün daha da yükselirdi her şeyin fiyatı. Sağ siyasanın kötü alışkanlığı olan bu eğri politikalar Harami Düşler sonucudur ve Millet’in sırtına yüktür. Bunların söylediği hiçbir politika Allah ayeti değildir. 

Akıl’dan uzaklaştıkça her politika bataklıklaşır. Aklı kullanırsan doğrunun yolu bir değil bin’dir. 

Cumhur İttifakına gönül vermiş kardeşlerim, böyle sözler g.t kılı zekası ile değil, akıl ve vicdan içinde, sorumluluk duygusu taşınarak dinlenmelidir. Unutma o sandık nihayetinde ortaya gelecek. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir