ASGARİ ÜCRET ve SAĞ SİYASA!

Ülkemizde Sağ Siyasa rahmetli Menderes’ten bu yana patronların yanında durur, Sol Siyasa Emekçinin yanında durur. Onun içindir ki ülkenin zengini, sanayicisi, toprak ağası, toptancısı, tefecisi, cemaat vakıfları – dernekleri sağ siyasa yelpazesine yakın durur. 

Demokrasi akarında asgari ücret toplam çalışan yüzdesinde 3 – 5 gibi olarak, o da birkaç aylık sürece bağlı olarak uygulanır. Yeni işe giren işçi yaklaşık 3 ay gibi bir sürede yapacağı işi kavradığı için sonraki süreçte maaşı bilen eleman olarak asgari ücret üzerine çıkarılır. 

Onun içindir ki, asgari ücret hesaplanırken bir kişinin emeği ile 4 kişinin geçineceği şekilde hesaplanır. 

Söz burada dursun, rüzgara karşı bir taş atayım. 

Mecliste bütçe görüşmeleri rezil bir havada geçiyor. Hükümet yalan kuyusu, muhalefet Gayya kuyusu! Eğitimde ilkokuldan üniversiteye kadar çocuklara mecliste gördüğünüz gibi tartışın desek, hiçbir savaşa girmeden nüfus seyreltmesi yapılır. Bütün çocuklar Kindar – Tüccar olur. 

Cb. Yardımcısı Fuat Oktay bütçe görüşmelerinde ‘9.5 milyon vatandaşın sağlık sigortasını hükümetin karşıladığını’ söyledi. 

Bu cümle bir felaketin göstergesidir. Yani ülkede 9.5 milyon vatandaşın geliri asgari ücretin 3/2’sinden az demektir. 19 yıldır yönetiyorsun, üretime ve istihdama yönelik hiçbir şey yapmamışsın demektir. 

Yeni Maliye Bakanı Nureddin Nebati; Şehir merkezlerinde ortalama ev kiraları 1261 tl, diyor, Cb’na dua ve selam gönderiyor. 

Adamın boş ver dünyayı, ülkeden haberi yok. Şehir merkezi ile varoşları birbirine karıştırıyor ya da 1 oda 1 tuvalet kira fiyatını söylüyor. Acep bilgiyi Tüik’ten mi aldı? Bir de utanmadan Avrupa asgari ücreti ve şehirleri ile kıyaslıyor! Batı da sabit gelirlilerin % de kaçı asgari ücret alıyor, bildiğini sanmıyorum. Ülkede asgari ücret alan %60’ı bulmuş. Vicdansız! Ne dediğini bilmiyor. 

Ak Partili sayın Cumhurbaşkanımız yanına sermaye ve emek temsilcilerini alarak 2022’nin asgari ücretini açıkladı. 4250 tl olduğunu söyledi. Keşke 6250 tl olduğunu söyleseydi.  

Ülkede yönetim ve ekonomi ayarları bozulduğu için dolar 3 ayda 8,87’den 16,88’e çıkmış, Türk Lirası diğer dünya paralarının karşısında tarihin büyük değer kaybını yaşamış, her şeyin fiyatı iki katına çıkmış, buna karşılık asgari ücret %50 artmış. Elbette buna da şükür. Ya Tüik’in sözüne bakıp %21 artış yapsalardı, emeğin hali nice olurdu! 

Gelelim asgari ücrete. 

Modern anlamda asgari ücret kanunu ülkemizde 1936 İş Kanunu ile yasal düzenlemeye kavuşmuş, 1951 yılında da uygulamaya geçilmiştir. Enflasyona dayalı bir politika izlenirken, İktisadi refah artışları yanlış ekonomi ve dağılım politikaları yüzünden başka kesimlere aktarılmıştır. 

İlk başta bölgesel biçimde uygulanan asgari ücret uygulaması tabansal olarak 1951’den 2002’ye kadar çalışanın yararına genişletilmiştir. 

2003 de 4857 sayılı iş kanunu ile ‘iş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçiyi’, başka bir ifadeyle bütün işçileri kapsayacak şekilde genişletilmiştir. 

Ne var ki, sorun yalnızca yasal olarak asgari ücretin kapsamının genişliği değildir. Asıl önemli olan husus, ekonomik hayatta bu kuralların uygulanmasıdır. Asgari ücretin uygulanmasındaki en önemli olumsuzluğu kayıtdışı istihdamın boyutları oluşturmaktadır.

80’lerin ortalarından sonraki istikrar programlarında en önemli amaç enflasyonla mücadele olduğu için asgari ücret artışları ile enflasyon arasında doğrudan bir ilişki kurulmuştur. Ülkemizde, asgari ücretlerin kendinden bekleneni yerine getirememesinde enflasyon sorunu birinci derecede rol oynamıştır.

Enflasyonun önlenmesinde en önemli araç olarak ücret politikaları tercih edilmiş, ücretler ile fiyatlar arasındaki organik bağın kopartılarak iç talebin düşürülmesi suretiyle enflasyonun düşürülmesi hedeflenmiştir. Bu durum asgari ücret tespitlerinde enflasyona endeksli bir politikanın izlenmesine neden olmuş, asgari ücret artışları ile milli gelir artışı arasındaki bağlantı koparılmış, bu durum gelirlerin dağılımı açısından asgari ücretliler açısından oldukça olumsuz bir sonucun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Hükümet programlarında asgari ücrete ilişkin yaklaşımları tarihsel gelişmeye göre şu şekilde incelemek mümkündür.

Hükümet programlarında ücrete ilişkin ilk metin, 11. Hükümet programında (I. Saydam Hükümeti, 1939) kamu kesiminde ücret adaleti konusunda yer almıştır. Söz konusu programda, devlet bütçesinden verilen maaş ve ücretler ile devlet sermayesi ile kurulmuş işletmelerdeki maaş ve ücretler arasında oluşan farkın kaldırılması amaçlanmıştır.

Asgari ücret ilk kez 26. Hükümet programında (VIII. İnönü Hükümeti, 1961) yer almıştır. Burada ‘Asgari ücret tespit mekanizmasının ıslah edilmesi’ gerekliliği üzerinde durulmuştur.

Daha sonraki hükümet programlarında asgari ücrete ilişkin hususlar genellikle mali konularla ilgilidir. Ücretlilerin vergi yükünün azaltılması ve asgari ücretin vergi dışı bırakılması. (40. Hükümet, II. Ecevit Hükümeti, 1974)

 Vergi muafiyetlerinin asgari ücretten az olmamak üzere yeniden düzenlenmesi. (41. Hükümet, V. Demirel Hükümeti, 1977)

Adaletli bir vergi sistemi için en az geçim indiriminin en az ücret göz önüne alınarak yeniden düzenlenmesi. (42. Hükümet, III. Ecevit Hükümeti, 1978)

Asgari ücretin vergiden muaf tutulması. (43. Hükümet, VI. Demirel Hükümeti, 1979)

En az geçim indiriminin yükseltilerek ücretlilerin vergi yükünün hafifletilmesi. (44. Hükümet, Ulusu Hükümeti, 1980)

Ücretliler için vergi iadesi sistemi, ücretten alınan vergilerin azaltılması ve geçim indiriminin değişen şartlara göre ayarlanması. (45. Hükümet, I. Özal Hükümeti, 1983)

Sigortalı olmayı ve sigortalı çalışmayı yaygınlaştırmak için ücretliler üzerindeki yüklerin azaltılması ve denetimlerin etkinliği. (54. Hükümet, Erbakan Hükümeti, 1996), konularında yoğunlaşmaktadır.

Asgari ücretin amaçlarına ulaşabilmesi için aşağıdaki önlemlerin alınması gerekmektedir.

1- Geçmişe dönük olarak kayıplar telafi edilmelidir.

2- Asgari ücret tespit edilirken yalnızca enflasyon göstergeleri ve hedefleri ele alınmamalı, ekonomik büyüme ve refah artışlarından da belirgin bir şekilde yararlandırılmalıdır.

3- Asgari ücret tespit yöntemi süratle gözden geçirilmeli, tek bir işçiyi baz alarak yapılan hesaplama yönteminden vazgeçilerek, aile kriteri ile tespitlere geçilmelidir.

4- Asgari ücret üzerinden alınan vergiler ve diğer kesintiler bir taraftan asgari ücretlinin gelirini azaltmakta, diğer taraftan da kayıtdışı çalışma şekillerini teşvik etmektedir. Böylece çift taraflı bir sosyal yaraya neden olmaktadır. Asgari düzeyde, onurlu bir yaşamı sağlaması amaçlanan bu ücret üzerinden vergi alınması insan haklarına da aykırı bir durum teşkil etmekte ve uluslar arası mahkemelerde dava konusu bile edilebilmektedir.

5- Sosyal taraflar olarak sendikaların bu süreçte daha etkin roller üstlenmeleri gerekmektedir. Türk-İş’in görevi yalnızca kanuni bir görev olarak tespit komisyonuna katılmak ve orada karşı oy kullanmak olmamalıdır. Bu kadar güçlü bir sendika, diğer sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarıyla da ortak çalışmalar yürütmelidir.

6- Türk emek piyasası üzerinde asgari ücretlerin dağıtımsal ve istih dam etkileri konusunda sağlıklı ekonometrik araçlara dayalı araştırmalar yapılmalıdır. Çalışma ekonomisi alanındaki akademisyenlerin bu konuda ciddi sorumlulukları bulunmaktadır ve konuyu yalnızca politik ve teorik tartışma alanından çıkararak asgari ücret konusunu dünyadaki güncelliğine taşımaları gerekmektedir.

Sevgili Okur, asgari ücret keşke 6250 tl olsun derken, temennim maaş ele geçmeden erimeye başladı. Ki 15 aralık’tan 15 ocak’a kadar olan sürede Pazar – market kahrını – kaybını yine asgari ücretli yaşayacaktır. Keşke dolar ile maaş alsaydık!

Unutma! benim bu sözleri söylemem her türlü vızıltı, senin ise sandık ortaya geldiği zaman Vatan – Millet sevgini kuşanman elzemdir.

Yine yılbaşı yaklaşıyor. Yine ekranları ve sayfaları sahte içki ölüm haberleri kaplamaya başladı. Yakında gavur bayramı demeye de başlarlar. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir