Özgürlüğün Bittiği Yer Açlık mıdır

    Sormak isterdim ona, aslında sormaktan ziyade konuşmak istedim dizinin, dizimin dibindeyken. Bu sıralar tek özlemim, tek aradığım o dersem beni kınamayın dostlar, biliyorum tek derdimiz bu değil. Onca dertler içinde seninki de dert mi, diyeceksiniz ama bana göre bir dert, içimden kazıyamadığım, kazıdıkça daha sert yapışan ve dağılan bir dert, ne yapayım, dedim ya kınamayın, başınıza gelir.

    “Açlık özgürlükten önce mi gelir?”

     Bu sorunun yanıtını onunla dip dibeyken aramak bulmak istiyorum.

     Bu günler gelir mi?         

     Gelsin artık! Bulsun son! Fark etsin beni! Uzaktan değil yakından seveyim onu.

     Ve diyeyim ki:

     Ülkemizde işsizlik başladı. Demokrasinin, insan haklarının, laikliğin, cumhuriyetin, özgürlüklerin olmadığı gibi bir de buna derin açlık eklendi. Sokağa iş için çıkan dayak yiyor, ormanını, dağını, sokağını, köyünü korumak için çıkan da… Açız, ekmek alamıyoruz demek suç! Marketlerde her şey var ama alacak para yok. Ekmek kuyruğu uzadıkça uzuyor.

     Acep sokaktaki insanın karnı azcık doysa demokrasiden, laiklikten, özgürlüklerden, işkencelerden bana ne der mi?

     Der!

     İnsanlarımızın bunu demeye dünden hazır, yeter ki karınları doysun, aç kalmasın.

    Özgürlük karnın doyduğu yerde bitiyor!

     Bazen diyordum ya, insan köleyken sevemez, zincirleriyle birlikte ne kadar sevebilir ki? İnsan sevebilmesi için özgür olmalı, en azından düşüncesinde özgürlüğü içselleştirmeli, zihni hapiste olmamalı!

     Boşa mı demişim?

     Biz kimiz?

     Sahi kimiz biz?

     Çağımızın ücretli köleleriyiz.

     O şimdi bana dese ki, bu konu nereden icap etti?

     Ben de ona anlatsam neden bu konuyu açtığımı, bu soruları sorduğumu.

     Bir makale okudum.

     “Umutlarım Yarım Kaldı Aristonikos” başlıklı bir yazıydı bu. Bu yazıyı kaleme alan Ruhi Çilek! Bu yazı başlığı aynı zaman da bir kitap adı, yazarı Suat Çağlayan!

     Köle isyanları deyince en tanınmış haliyle aklımıza ilk gelen Spartacüs isyanı. Ama dünya nice isyanlara tanıklık etmiş, hepsi yenilgiyle sonuçlanmış olsa da.    

     İnsanlık tarihinde ilk ve etkili isyanlardan biri olan Aristonikos isyanı var ve bu isyan hep yok sayılmış, ders kitaplarına alınmamaya itina edilmiş, sanırım bunun da nedeni Aristonikos’ un kraliyet soyundan gelmiş olması.

     Aristonikos Pergamon Kralı II. Eumenis’ in oğludur.

     Güneşten herkesin eşitçe faydalandığı, aç kalmadığı, dayak yemediği, özgür olduğu bir dünyanın varlığıyla yola çıkar, kölelere önderlik eder; babasının düzenini ve şiddete dayalı kraliyet düzenini bir türlü içselleştiremez. Sonuçta bu isyanda egemenlerin güçlü orduları tarafından bastırılır, isyan edenler kılıçtan geçirilir, büyük çoğunluğu çarmıha çekilir.

     Bu yenilginin en önemli nedenini kölelerin şu sözünde aramalı:

     Büyük zaferler kazanan ve kölelerin özgürlük hayallerini gerçekleştiren Aristonikos’ a köleler şöyle der:

     “Köleliğimize son vererek bizi özgürlüğümüze kavuşturdun ama şimdi de iş bulmakta zorlanıyoruz. Köleyken dayak yiyorduk ama yemekte yiyorduk. Şimdi ikisi de yok.”

     Özgür bir dünyanın varlığını istemeyen egemenler yeni güçler toplar Aristonikos’ un üzerine yürür.

     Yeni bir savaşa girmek istemeyen köleliği kabullenmiş köleler kolayca bozguna uğrar ve hayatları çarmıhta son bulur.

     Bu isyanda umutları kırar ama tüketmez, başka bahara bırakır yerini.

     Her isyan başka bir isyanın dalından filizlenmiştir.

     Her yenilgi yeni bir isyanın habercisidir aslında.

     Buradan onca isyana baktığımızda neden başarılı olamadı, hepsi mağlubiyetle sonuçlandı?

     Teorisini Marksın yazdığı Lenin’ le vücut bulan Lenin isyanı da yenilgiyle sonuçlandı, yetmiş yedi yıl kadar yaşayabildi.

     Burada şu soruyu sorabiliriz:

     Tanrı kölelerin kaderine hep yenilmek mi yazdı?

     Yani başka bir ifadeyle edepliler (köleler) yenilecek, edepsizler (köle sahipleri) kazanacak mı?

     Tanrı bunu mu istiyor acep?

     Hep bu mu tekerrür edecek?

     Şurası kesin:

     Köleler, “Köleyken hem dayak yiyorduk ama yemekte yiyorduk” dedikçe kazanan hep Krallar, diktatörler olacak.

    Köleler işsizliği ve açlığı yeneceğiz, özgürlük ve adaletle bunu başaracağız inancına sahip olmadıkça kölelik ve dayak düzeni devam edecek, krallar tepemizde semirip duracak.

    Bunun başka yolu yok.

    Karnımız doysun yeter, özgürlük kimin umurun da, öyle mi?

    Karnımız doysun, dayakta yiyelim, ne var ki?

    Dövenin eline sağlık mı demeli!

     Kölenin köleliğe alışması tam da bu işte!

     Ama:                                 

     Her alışmışlıkda, bir alışmamışlık vardır.

     Bu da biline!

     Çünkü uygarlık kölelerin emeğiyle inşa ediliyor.

     Her yenilgide başarılan çok şey vardır.

     Yoksa köleler bir sonrasın da asla isyan etmezdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir