GEÇÇEK…

Çocukken tatillerde köye dedemgile ya da amcamgile giderdik. amcamgilde iş çok olurdu. Hergele, tarla, kışlık odun hazırlama gibi. Dedemgile gitmek keyif olurdu bize. İş yok, güç yok. Dedem nenem en yakın arkadaş. Bir de ne söylesek hemen olur.

Akşam yemekten sonra dedem de hikaye çok. Bir yanı Dedem Korkut, bir yanı Din. Bende de soru çok. Dedem bir alim, anlattıkça anlatır. Anneme sorarsan benden iyi bir din alimi olur. Uykuya geçene kadar çocuk aklımla dedemle Araf’a çıkar, Cennet’i ve Cehennem’i izlerdik.

Vesselam bizim büyüklerimizin hepsi alimdi. Hırsızlığı, uğursuzluğu Ocak’tan, Yurt’tan hep uzak tutarlardı. Anlattıkları her şey iyilik üzerine kurgulanırdı. Biz Din’i ve Kültür’ü böyle öğrendik.  (maymunlara izah, biz derken, benim ve benden önceki kuşakları söylüyorum.) Onun içindir ki içimde kötüyü barındırmam. Elbette iyi kalpli insanların hepsi böyledir.

Af, Saf, Mağfiret dinimizin bağışlama biçimleridir.

Af; suçun cezasını verir sonra af edersin.

Saf; suçunu söyler cezasını söylersin, af edersin.

Mağfiret; suçunu cezasını söylemeden af edersin.

Mazluma mağfiret elbette olur. Zalime olur mu?

Cehennemde Kafir’in de altında Münafık  yanarmış. Yani Cehennemin Dibi! Kuran’ın dediği, Münafıkların kim olduğunu Peygamberimiz de bilmez’miş.

Mehmet Okur Hoca’ya sorarsan ‘Münafık; Müslüman toplumu can evinden vuran, çökerten bir kahpeliğin tipidir’ der.

Cüppeli de bu konuda bir fikir belirtse iyi olur. Cemaatini gülmece de gezdirirken belki birazda düşünmelerini sağlar. Ne de olsa memlekette millet malına çökmüş kafir de çok münafık da!

Yaşamın oynak yanı Tarkan Geççek dedi. Hükümetin iliğine kadar işlemiş gibi bütün hükümet papağanları dallarında çırpındı, höykürdü.

Millet olarak cehaleti, illeti ve zilleti yine gülerek izledik. Demek ki yanlarından geçen biri içini genişletmek için ‘ohh’ diyerek soluk alsa, havadaki nemden işkillenecekler.

Yahu Tarkan’a sıra gelene kadar yolda ne şarkılar türküler var!

Bu hükümet zamanında adam ‘çikita muz’u sallaya sallaya şarkı söyledi. Muz içinde pudra şekeri geldiğini yıllar sonra öğrendik.

Tatlıses her programında ‘bu da geçer alışmalısın, dayanmalısın’ dedi. Neler, nasıl el değiştirmiş yıllar sonra öğrendik.

Ötekisi ‘onursuz olmasın aşk’ dedi. Berikisi ‘otur baştan yaz beni’ dedi. Dedi de dedi.

Anlayana her şarkı bir mesaj, anlamayan ortada kalmış mazlum. Ver coşkuyu enseden ektirme!

Bunların içine hiçbir şey Tarkan’ın sözleri kadar oturmamış belli ki. Şerefini Reis Sedat Peker’in bir pula düşürdüğü İbibik Kardeşler bile söz söyleme derdine düştü. Pro’fundan dolar hırsızına kadar atladılar ortaya düğün dernek gibi.

Ki, tepeden tırnağa yandaş medyanın ve papağanlarının toplam paylaşımı Tarkan’ın kesip attığı tırnak etmedi. Demek ki eldeki malzemenin psikolojik yapısı bu kadar bozuk! Neylersin.

Adamın paylaşımı bir gün içinde on milyonlara sinerji oldu yahu!

Aralarından ince saz usulü bir Gencebay şarkısı ne güzel geçer, ‘sabret gönlüm sen bu…’

Sayın Bahçeli durur mu? Dipten zirve yaptı ‘Tarkan şair Tevetoğlu’nun kardeşinin torunudur, bizim bildiğimiz Türk’çülerdendir. Sahip mi çıktı, duvara mı çarptı, anlaşılmadı.

Bir filmde bir replik vardı, şöyle derdi ‘bu din de hayır için sebep bulamadıysan, başka dine geç.’ Gerekirse kaynak bulmak iki saatlik iş bana.

Emekli evi’nden Cumali Kaptıkaçtı Ağabeye nasılsın diyorum. Emekli maaşı ile arabasına rahatça binemediği için, bir dostunu yemeğe götüremediği için, memleketin fakir – fukarasının nasıl geçineceğini dert ettiği için, hükümetin kırılgan yerlerine içinden sürgün sitemlerini ediyor. Kadim dostu Osman ağabey tebessümle, ben de sesli olarak katıldığımı belirtiyorum.

Cumali Ağabeyin en güzel sözü ‘şöyle bir ağız tadıyla yiyip içemiyoruz kardeşim, ne bu çektiğimiz. Yorgan her yanından kısaldı ağa,’ oluyor.

Yandaş medyanın ya da muhalif medyanın her yanı aynı yüzler. Hepsi de Herşeyolog ya da Herbokolog! Siyaset diyorsun aynı yüzler. Ekonomi diyorsun aynı yüzler. Uluslar arası ilişkiler diyorsun aynı yüzler. Suç ve Ceza diyorsun aynı yüzler. Savaş ve Barış diyorsun aynı yüzler.

Allah’tan muhalefetin başkanları ve vekilleri var da, Eğrikarınlı’ların yaptığı işleri belgeleri ile söylüyorlar. Eğrikarınlı derken, işi – gücü, geçimi – serveti eğri olanları söyler bizim yaşlılar. Onun içindir ki ABD’li siyasetçiler bizim hükümetleri servet araştırması ile terbiye ederler.

Sevgili Okur; elbette din adamı değilim, din üzerine de ders verecek değilim. Ama Ahlak ve onur üzerine her güzel kalpli vatandaş gibi söz söyleyecek birikime sahibim. Derken içimden yine ince bir mizah kırıntısı geçiyor. Neylersin, elde değil.

Metin Özkan papağanı yandaş medyanın ekranlarında ne güzel caka satardı şeref, haysiyet, hamaset konularında. Meğerse söylediği değerlerin hepsi bir ‘kamera’lıkmış. Arabesk filminin ‘Allah’ım kör et beni’ şarkısı gibi. montajcı Metin, alengirli Metin’.

Özışık Kardeşlerin cezası bitmiş ya da yeni eleman bulunamadığı için yeniden yayınlara başladılar, biz de tebessümle izliyoruz. Aydın diye sarıldıkları Şevki Yılmaz’ın doksanlarda Meclis için söylediklerini unutmadık ki, bunları unutalım.

Bilcümle, ezcümle, binaaleyh neymiş, sandık zamanı vatan millet sevgimizle, yapılanları unutmadan geleceği güzellemek adına sandığa gitmek vatan göreviymiş. Unutma, unutturma!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.